www.boykot.tk
YENİ DÜNYANIN MODERN KATİLLERİNİ DURDURUN.BOYKOTA DESTEK OLUN!!!
 
 
Ana Sayfa
Şirketler
Logolar
Fotoğraflar
Karikatürler
   
   
   
   
   

(İŞLENMİŞ) SU GİBİ AZİZ OL, SÖMÜRENİN ÇOK OLSUN

Alkan SOYAK

asoyak@marmara.edu.tr

Kayınbiraderim “O”ndan ilk söz ettiğinde hemen alıp incelemek istedim. Ancak, hayat gailesi tam da bu konudaki merakımı unutturmaya yüz tutmuşken, Fakültenin yazlık kantininde su siparişime verilen karşılık kayınbiraderimin kulaklarını çınlatmama vesile oldu. İşte tam karşımda, tüm albenisiyle duruyordu. Serinliğe kavuşmayı simgeleyen yunuslar ve masmavi ergonomik bir şişenin içinde, “Turkuaz: Sofra İçeceği”. Sofra içeceği de ne ola ki? diye ilk ciddi düşünme eksersizlerimi burada yaptığımı söyleyebilirim. Hani rakip biraderler Coca-Cola ve Pepsi Cola’nın ürettiği bilumum kapitalizm sıvılarını anlamıştık da, bu su görünümlü madde ne anlama geliyordu? Kantinciye, özellikle tercih ettiğim ve seçimimi yaparken de sertlik derecesini esas aldığım, bir başka doğal kaynak suyundan istediğimi söylediğimde ise bu suyu satmadıklarını, dağıtım grubunun kendi meşrubat çeşitleriyle birlikte“sofra içeceğini”de adeta dayattıkları iddiasıyla karşılaştım[1]. Küreselleşmenin yeni bir numarasıyla karşı karşıya olduğumuz aşikardı. Birçok arkadaşıma durumu anlattım. Kimisi olayı kavrayamadı; kimisi ise “böylesi bir nüans”la uğraşmanın gereksiz olduğunu düşündü. Ben ise şeytanın ayrıntıda gizli olduğuna inananlardandım. Enformasyon teknolojisinin nimetleri, Internet’te yapmış olduğum kısa bir turla size aktaracağım şu bilgilerin derlenmesinde etkili oldu.

 

Meğer ki kapitalizmin sıvıcıları “suyu” dahi üretmişlerdi. Coca-Cola'nın Türkiye’nin büyük illerinin çoğunda fabrikaları hali hazırda mevcuttu. Üretmeye başladığı bu ürün ise kuyularından çekilen suyun saflaştırma teknikleriyle rafine edilmesinden mütevellitti ve Coca- Cola diğer meşrubatlarının üretiminde kullandığı bu suyu aynı zamanda Turkuaz ismiyle de satmaya başlamıştı[2]. Kendi pazarlama ağı desteğiyle ve reklam gücüyle, kısa sürede yurdum insanı Türkiye’nin dört bir yanında yunuslu suyla karşılaşmaya başladı. Sofra içeceği nüansı mı? Kim görecekte kafasına takacak alla sen. Su mu? Evet su!! En azından görüntüsü öyle... Gerisinden sana ne? Ama benim kafama takılmıştı işte ne yapabilirim? Daha birinci şoku atlatmadan kapitalist sıvıcılardan rakip birader Pepsi Cola,  Aquafına isimli “işlenmiş suyu” piyasaya çıkardı. Su kaynaklarıyla zengin diye bildiğim yurdumda ne oldu da doğal kaynak suyu, “sofra içeceği ya da işlenmiş suya” teslim olmuştu. Burnuma haksız rekabet kokuları gelmişti bir kere!!

 

Türkiye’de İçme Suyu Sektörü başlıklı bir rapordan yararlanarak derlediğimiz bilgiler bize ilginç ipuçları sundu. Kanada, Çin, eski SSCB, ABD, Japonya, Romanya, Bulgaristan ve Almanya’nın ardından Türkiye 186 km3’lük potansiyel su kaynağı ile dünya liginde ön sıralarda yer almaktadır. 1997 yılı verilerine göre bu potansiyelin çok düşük bir bölümü olarak kabul edebileceğimiz 36 km3’lük kısmı fiilen tüketilmekte ve bunun yaklaşık 1/6’sı içme ve kullanma suyu niteliğindedir. Başlıca illerimizin rezerv ve potansiyel su tahminlerine bakıldığında, özellikle içme suyu alanında yabancı çokuluslu şirketlerin de iştahını kabartan bir pazarın varlığına dikkat çekilmektedir. Belli başlı 24 ilimizin (belgeli) içme-kullanma ve sanayi suyu olarak tahsil edilen su miktarı yılda 3828.15 hm3’tür. Tahsil edilen bu su miktarlarının ancak %9’u nüfus yoğunluğu açısından ülkenin en önemli içme suyu pazarları olarak kabul edebileceğimiz İstanbul (123.48 hm3/yıl) ve Ankara’dan (223.61 hm3/yıl) sağlanabilmektedir.[3]

 

1990'lı yılların başından itibaren Türkiye'de özellikle büyük kentlerde ortaya çıkan içme suyu sorunu ile birlikte ambalajlı su tüketiminin arttığı gözlenmiştir. 2001 kriz yılı olmasına rağmen ambalajlı su tüketimi 4.1 milyar litreye ulaşmış ve içme suyu pazarında ciro bazında yaklaşık 165 milyon dolarlık bir hacim söz konusu olmuştur. Bu pazarın dağılımı ise 57 milyon dolarla damacana su, 68 milyon dolarla pet şişe su, 30 milyon dolarla maden suyu ve 10 milyon dolarla cam şişe su şeklindedir. Ambalajlı su pazarının yaklaşık % 45'i 5 büyük firma tarafından paylaşılmaktadır. Bu firmalar sırasıyla DanoneSa, Pınar, Erikli, Nestle ve Coca-Cola’dır. Bu firmalar pet şişe suda sahip oldukları güç nedeniyle pazar payında en büyük paya sahip firmalar olarak dikkat çekmektedirler[4]. Bu durum yerli sermayeli kuruluşlardan çok özellikle ülke içinde pazarlama ve dağıtım mekanizmalarını çok güçlü bir şekilde kurmuş olan bazı (müseccel) yabancı firmaların sektör içindeki konumunu güçlendirme eğilimlerini gözler önüne sermektedir.

 

Türkiye'de gıdaların denetiminde iki bakanlık faaliyette bulunmaktadır; Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. Ancak doğal kaynak suları, içme suları, maden suları ve tıbbi sularla ilgili üretim, ambalajlama ve satışına yönelik düzenlemeler, Sağlık Bakanlığının ilgili biriminin 14.04.1999 Tarih ve 4403 sayılı yönetmelik hükümleri gereği işletilmekteyken, Temmuza 2001’de bir Yönetmelik değişikliğine gidilmiştir[5]. Eski yönetmeliğe isterseniz bir göz atalım, bakalım neler göreceğiz?:

 

“Her ne  surette olursa olsun;

 

a) Yönetmelikte belirtilen tanım ve niteliklere uygun olsa dahi, Yönetmelik hükümlerine göre izin alınmamış suların ambalajlanarak veya herhangi bir kaba doldurularak satılması.

 

b- Dere, göl, nehir gibi yüzeysel suların ve kuyu sularının satışı.

 

c- İzinli suların, izin verilen ambalajlar dışında veya başka firmalara ait ambalajlara dolumu ve satışı, yasaktır ve bunlar için izin verilmez” biçimindeki hükümleriyle içme sularının kodeksi açık bir şekilde belirlenmişti. Bu Yönetmeliğin geçerli olduğu bir tarihte Coca-Cola nasıl oluyor da kuyu suyundan içme suyu elde edip, ambalajlayarak satışa çıkarabiliyordu? Bu sorunun yanıtını Yolsuzluk.com sitesinde, bu konuyu haber yapan Mehmet A.’ya gönderilen tekzipten anlamak mümkün. Tekzip Coca Cola Türkiye Kurumsal İletişim Müdürüne ait:

“Turkuaz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın 27.04.2001 tarih ve 16-000-40-00006-3 sayılı izni ile üretilmekte olan bir içecektir. Turkuaz'ın üretim kategorisi Türk Gıda Kodeksi'nde bulunan "sofra içeceği"dir. Sağlık Bakanlığı tarafından 25 Temmuz 2001 tarihinde yapılan Yönetmelik Değişikliği ile "işlenmiş içme suyu" üretimi mümkün kılınmış ve Coca-Cola Şirketi de Turkuaz markasını "işlenmiş içme suyu" tanımı adı altında üretmek ve satmak için gereken başvuruyu 8 Ağustos 2001 günü yapmıştır ve bu konudaki başvuru Bakanlık tarafından değerlendirilmektedir. Bu başvuru değerlendirilirken, Coca-Cola Şirketi'nin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan alınmış "yasal" izin ile üretim yapmaya devam etmesi de doğaldır. Bu öncelikli olarak kazanılmış bir haktır. Aksi bir karar, üretim ve dolayısıyla istihdam kaybına yol açardı” [6]

Yapılan tüm bu işlerin yasal kılıfına uydurulduğu gayet açık, bundan şüphe yok Ancak bu noktada önemli bir hususun da altını çizmek lazım. Tüm Türkiye’de yaklaşık 200’ü bulan doğal kaynak suyu üreticisinin Sağlık Bakanlığı’nın ilk yönetmeliğine göre yatırım yapması söz konusu. Doğal kaynak sularının dışında herhangi bir suyun ambalajlanarak satışına izin vermeyen bu yönetmeliğin aksine, Temmuz 2001’de çıkarılan “İçilebilir Su Yönetmeliği” filtreleme sistemi ile kuyu sularının satılmasına olanak tanıyınca, haksız rekabetin ortaya çıkması işten bile değil. Çünkü yabancı şirketlerin elindeki fabrikalarda mevcut su rezervleriyle elde edilen işlenmiş su işinde, suyu kaynağında doldurmak ve yerleşim yerlerine taşımak gibi maliyet unsurları ortadan kalkıyor ve hazır bir pazarlama ağı ve marka gücü işleri daha da kolaylaştırıyor. Diğer taraftan doğal kaynak suyu üreticileri kaynak kirası olarak devlete her ay 5 -100 milyar lira arasında değişen miktarlarda kira ödemek durumunda kalıyorlar.[7]

Türkiye’nin kaynak ve maden suları zengini bir ülke olduğunu ve halihazırda mevcut kaynakların ancak %20’sine yatırım yapıldığını, %80’nin ise boşa aktığını öğrendiğimizde ise şu sorular kaçınılmaz olarak aklımıza geliyor:

Hani serbest piyasa ekonomisi koşullarında iktisadi kaynakların optimum kullanımı söz konusu olurdu? Optimum kullanım; rezerv suyun bugün tüketilmesine mukabil boşa akan su kaynaklarının ihmal edilmesi anlamına mı geliyor? Yoksa siyaset-büyük sermaye-piyasa ekonomisi üçgeninde bu sektördeki kaynak dağılımı sorunu, çıkar ilişkileri doğrultusunda mı çözümleniyor? Bu arada, görünmez el mi? Güldürmeyin insanı...Ne pahasına olursa olsun serbest piyasa ekonomisini savunanlar, bu sistemin kaçınılmaz olarak herkese eşit mesafede durması gereken bazı güvenli kurum ve kurallara dayanması gerektiğini unutmuş görünüyorlar. Ya da serbest piyasa ekonomisinin kurallarını da güçlü olanın koyduğunu göremeyecek kadar ideolojik gözlüklerle olaylara bakıyorlar. Türkiye’de bazı Kanun ve Yönetmeliklerin nasıl belirlendiği ve hatta değiştirildiğine dair ilginç bir örnek daha var karşımızda. Fazla söze ne hacet. Bize haddini aşan derinlikte (!) yorum yapmak düşmez. Varın gerisini biraz da siz merak edin ve araştırın...

 

 


 

[1] Benzer iddialar yakın dönemde SUDER tarafından da gündeme getirilmişti. Bkz; Turhan Bozkurt, “Su Sektöründe bir Yıl İçinde Dengeler Altüst Oldu”, Zaman Gazetesi, http://www.zaman.com.tr/2002/07/14/haberler/h15.htm Erişim Tarihi: 17.12.2002

[2] “Turkuaz İçelim mi?”,  http://www.derkenar.com/webgezgini-turkuaz.shtml  Erişim Tarihi: 22.12.2002

[3] “Türkiye’de İçme Suyu Sektörü”, İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Ar-Ge Departmanı, http://www.wtcistanbul.net/reports/ tr/Icme%20Suyu%20Raporu.doc Erişim Tarihi:   20.12.2002

[4]“Ambalajlı Suya 165 Milyon Dolar” http://www.suvakfi.org.tr/ambalajlisu.htm, Erişim Tarihi, 15.12.2002

[5] 25.07.2001 tarih ve 24473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan, “İçilebilir Nitelikteki Suların İstihsali, Ambalajlanması, Satılması ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” için bkz; http://www.saglik.gov.tr/extras/mevzuat/yt_su%20_guv_yon.pdf  Erişim Tarihi: 12.10.2002

[6] http://www.yolsuzluk.com/ Erişim Tarihi, 21.12.2002

[7] Bozkurt, agm.

 

eXTReMe Tracker